BREAKING NEWS

Now Reading:

Türkiye’nin çözüm arayışı: Ateşkesle yetinmek en büyük risk


Turkey

Türkiye’nin çözüm arayışı: Ateşkesle yetinmek en büyük risk

Türkiye bahar aylarında 30 yılı aşkın bir süredir ülkeyi kana bulayan çatışmayı bitirmek için kararlı bir çözüm süreci başlattı. Türk yetkililer PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan’ın da masada olduğu bir müzakere yürütüyor. Toplumun önemli bir kesimi de süreci destekliyor. Ama gelişmelere kuşkuyla bakanların sayısı da az değil. Süreçte ne alınıp ne verildiği önemli bir tartışma konusu. Barış süreçleri aslında kendi içinde matematiği olan teorisi güçlü olan bir alan. Türkiye’de yeni yeni gelişmeye başlayan çatışma çözümleri alanının öncülerinden biri Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Talha Köse. Türkiye’de ve Amerika’da bu konularda araştırmalar yapan ve eserler veren Köse, gerçek bir müzakere süreci yaşandığını ancak hala çok büyük riskler bulunduğuna dikkat çekti: “Eğer ateşkes ile yetinilirse çatışma yeniden başlayabilir.”

Bora Bayraktar/euronews: Hocam öncelikle çatışma çözümleri disiplini açısından bakıldığında Türkiye’deki müzakere süreci için gerçek bir barış sürecidir denilebilir mi?

Talha Köse: Evet, bir barış sürecinin hemen hemen tüm unsurları bu süreç içerisinde yer alıyor. Bunun unsurları nedir? Öncelikle liderlerin ortamı yumuşatacak jestleri. Bu jestleri takiben bir ateşkesin vurgulanması. Yazılı olarak olmasa bile Nevruz’da Abdullah Öcalan’ın yaptığı açıklama, bir ateşkes ilanıydı. Bu ateşkes ilanının örgüte ulaşması, örgütün buna yazılı cevap vermesi ve daha sonra çekilmenin şartlarının müzakere edilmesi… Aslında imzalanan bir metin olmasa bile ki devletin bunu yapması zor doğrudan devam eden bir süreç olduğu, başının sonunun son derece dikkatli bir şekilde tasarlandığı açıkça görülüyor. Bu çekilme kararının akabinde Akil İnsanlar’ın devreye girmesi ve bundan sonra askerlik süresinin kısaltılmasının tartışılması, bunlar bütüncül bir sürecin parçası olduğunu gösteriyor. Kamuoyu bunu peyderpey duyuyor ve biliyor. Şu ana kadar o çerçevenin çok dışına çıkılmamış gibi görünüyor. İki taraf da, taraflar da bu devam eden süreçten sapma göstermemiş gibi bir durum var.

euronews: Sürecin ilk somut adımı PKK’nın Türkiye dışına çıkması oldu değil mi? Bir de akil insanlar meselesi var. Bu akil insanlar konusu çok tartışıldı. Gerçekten bunun barış süreçleri açısından büyük önemi var mı sizce?

Talha Köse: Şimdi PKK’nın silah bırakmasından öte, süreç üzerinde ortak bir söylem oluşması bence daha önemliydi. Nevruz’da bahsedilen, okunan demeç ve hükümetin söylemindeki değişim çok daha önemliydi. Yakın dönemde bir çok barış süreçleri yaşandı. Bunlar genelde, çatışmadan vazgeçme şeklinde, çatışma yöntemleriyle değil başka yöntemlerle devam etme ile ilgili olan süreçlerdi. Bu kez hem hükümetin hem Öcalan’ın söylemi bütünleştirici bir söylemdi. Orada müzakereye dair bir şey söylenmedi, uzlaşıya yönelik bir şeyler söylendi. Dolayısıyla şiddet ve müzakerenin unsurları tabi ki önemli ama biraz ikinci planda gibi bir durum ortaya çıktı. Sanki daha büyük bir uzlaşma var gibi bir durum söz konusu.

euronews: Akil insanları nereye oturtuyorsunuz bu süreçte?

Talha Köse: Barış süreçleri genelde liderler arasında yapılan bir uzlaşı olur çoğu zaman. Ama sürecin başarılı olması için muhatap kitleler tarafından kabul görmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Özellikle demokratik olmayan bir ülkede buna ihtiyaç olmayabilirdi. Ama Türkiye gibi demokratik bir ülkede, kuralların parlamentodan geçerek hukuki süreçler dahilinde alındığı bir ülkede, bu süreç önemli. Dolayısıyla lider düzeyinde varılan bir uzlaşmanın gerek örgütün alt kanadına gerek destekçilerine bir yandan da Türkiye’de hükümete destek veren ya da vermeyen kitlelere açıklanması, anlatılması gerekiyordu. Bu açıdan akil insanlar düzenlemesinin yararlı olduğunu düşünüyorum. 1990’lı yıllardan bugüne kadar 100’e yakın barış anlaşması yapılmış dünyada. Bask’tan tutun Kuzey İrlanda’ya, Güney Afrika’ya, Guatemala’ya bir çok anlaşma var- ya da ateşkes diyelim. Bunların yarısından fazlasının 5 yıl içerisinde atıl duruma düştüğünü görüyoruz. Dolayısıyla yalnızca ateşkes, sürecin doğru gittiği anlamına gelmiyor. Sürecin doğru gitmesinin şartları var. Bunun taraflarca kabul edilmesi, sahadaki insanlar tarafından da benimsenmesi gerekiyor. Bu açıdan akil insanlar süreçte önemli bir yer dolduruyor. Elit düzeydeki uzlaşının halka benimsetilmesi için önemli bir girişimdir. Tabi bu her zaman kolay olmuyor. Onyıllardır devam eden süreç içinde ailelerini, tanıdıklarını kaybedenler, canlarından mallarından olanlar var. Bu insanlara daha milliyetçi ve polarize bir söylem dayatılıyor. Bundan vazgeçmek o kadar da kolay olmuyor. Akil insanlar bu açıdan yeterli değildir ama sürecin başlangıcı açısından, popüler sahiplenme açısından önemli bir yer tuttuğunu düşünüyorum.

euronews: Barış süreçlerinin olmazsa olmazı barışı bozan gruplar. Siz Türkiye’deki süreçte oyunbozanların ortaya çıkmasını bekliyor musunuz? Kimler olabilir bu gruplar?

Talha Köse: Savaş dediğimiz şey kendi ekosistemini oluşturuyor. Özellikle 20 30 yılla yayılmış olan savaş sürecini düşündüğümüzde gerek ekonomik altyapısıyla gerek siyasi ilişkileriyle gerekse kendi toplumsal hiyerarşik ilişkileriyle çatışma kendi yapısını oluşturdu. Bu sürecin devam etmesinden menfaat eden kesimler oluştu. Gerek silah satanlar, güvenlik görevlileri, örgüt içindekiler, uyuşturucu ticareti ve diğer illegal aktiviteleri alt alta koyduğunuzda bunun ciddi bir ekonomisi olduğu görülüyor. Bundan ciddi manada ekonomik fayda sağlayan gruplar var. İkincisi çatışmanın ideolojik olarak kökleri var. İnsanlar sıradan bir köylüden bir örgüt mensubuna dönüşüyor kendi bir kimlik kazanıyor. Bu kimliği kendi içerisinde de yükselerek kendine güç ilişkileri içinde bir yer ediniyor. Şiddet enstrümanlarını kullanarak halk arasında bir etkinlik kazanıyorlar. Bunlardan kazanılan menfaatler ortaya çıkıyor. Bu süreçten ikna olmayanlar bu oyunbozanlık rolünü üstleniyorlar. Bu örgütün radikal kanadından gruplar olabilir, güvenlik kurumu içinde maddi kayba uğrayacak, hukuki süreçten ceza alma ihtimali olan paramiliter gruplar olabilir. Bunlar çoğu zaman barış anlaşmalarını veya ateşkes sürecini engeller tarzda faaliyette bulunabiliyorlar, toplum içindeki sertlik yanlısı kanatları canlandıracak eylemler yapabiliyorlar. Şu anda devlet içinde odaklanmış belli gruplar çeteler olabilir, silah ticaretinden faydalanan gruplar olabilir, örgüt içinde fikir ayrılıkları yaşayanlar olabilir. Türkiye’nin yaşadığı bölge de düşünüldüğünde Türkiye’nin çevresindeki ülkeler çevresinde olan ülkeler… Türkiye’den çıkan PKK’lıların bir kısmı İran’a gidecek bir kısmı Irak’a gidecek bir kısmı Suriye’ye gidecek bir kısmı Avrupa’ya gidecek. Bundan rahatsız olan ülkeler de sürece ket vurabilirler. Şu anda böyle bir tehlike var. Oyunbozanların dış destek alarak eylem yapmaları bozucu söylemler kullanmalarının ihtimali var.

euronews: İran ve Suriye herhalde daha çok öne çıkıyor bu noktada. Bu iki ülke süreci baltalamak ister diyebilir miyiz?

Talha Köse: Gidecekleri yerlerden biri İran. Orada PJAK’a katılacaklar. PJAK’a katıldıktan sonra orada güçlü bir yapı olması İran’ın güvenliğini tehdit eder. Çünkü bunun neye evirileceğini bilmiyorlar Dolayısıyla PKK’nın devam etmesi ve Türkiye’de çatışmayı sürdürmesi İran’ın menfaatinedir. Aynı şekilde Suriye’de, PYD’nin tam olarak nerede oynayacağı belli değil. Ama 30 yıllık mücadele içinde olan bir örgütün uluslararası bağları, finansman kaynakları, savaş tecrübesi Suriye’deki PYD’yi ciddi manada güçlendirecektir. Bu, rejimin ya da Sünni grupların lehine ya da aleyhine olabilir. Türkiye’nin de aleyhine dönebilir. Irak da aynı şekilde. Bir kısmının Talabani grubuna katıldığını biliyoruz. Orada Kuzey Irak’taki iç dengeleri bozup Barzani’nin aleyhine geliştiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu sürecin değişmesinden rahatsızlık duyan aktörler olacak. Batılı ülkelerin bir kısmı da destek veriyordu PKK’ya, örgütler de farklı bir şekilde kullanıyorlardı. Bundan dolayı da sıkıntı olacak. Böyle uzun süre bu karmaşık coğrafyada yaşan örgütün devamını isteyecek çok aktör var. PKK bir kenara sıkışmış bir örgüt değil. Devlet içinde ilişkileri var. Toplum içinde belli dayanak noktaları var ve bu büyük bir risk teşkil ediyor.

euronews: Türkiye açısından bakıldığında barış stratejik bir tercih, nihai bir çözüm çabası var. BU çok açık. Peki PKK açısından da barış stratejik bir tercih mi yoksa şartların getirdiği bir taktik mi? Öcalan’ı çıkarmak gibi sınırlı bir hedef mi var?

Talha Köse: Taktik olarak kullanılsa bile kitlede barışa yönelik çok ciddi bir beklenti var. Bunun kolay kolay manipüle edileceğini düşünmüyorum Bunu taktik olarak gören, siyasi statü kazanmak için bir adım olduğunu, Ortadoğu’daki dönüşüm sürecinde başka sürece evirilmesini düşünenler elbette ki örgüt içinde var. Bu durumu açıkçası toplumun beklentileri şekillendirecek. Buradaki hedef barışı inşa etmek olmalı. Ateşkes değil. Gerçek barış sürecine nasıl gidilecek? Bu toplumdan gelen bir şey ve toplumun tabanında öyle bir istek ve ekonomik, kültürel beklentiler olduğu sürece örgütün buna direnebileceğini düşünmüyorum.

euronews: Çözüm nasıl olacak? Belli ki bir anlaşma metni olmayacak. Anayasa mıdır çözüm? Şifahi olarak mı devam edecek uzlaşma?

Talha Köse: Çatışmanın durması ile çatışma çözümleri disiplininde iki kavram vardır: Pozitif barış ve negatif barış. Negatif barış çatışmasızlık demektir. Asıl hedef bu değil. Toplumun geneline yayılan, barış kültürünün sahiplenildiği, adaletsizliği ortadan kaldıracak kurumsal yapıların oluşturulması… Tabi bu yeni anayasa ve kanunlarla ortaya çıkacak. Dil hakları ve diğer kültürel haklarla bu ortaya çıkacak. Ateşkesi sonsuza kadar sürdürmek değil amaç, pozitif barışı inşa etmek. Türkiye’nin bu konuda ciddi avantajları var. Türk-Kürt kardeşliği soyut ve söylem düzeyinde değil . Her ne kadar genelde etnik çatışmalarda şehirleşme ile birlikte şu toplumsal gerilimin ortaya çıktığını görsek de tarih boyunca etnik grupların birbirlerine şiddet uyguladığı durumun Türklerle Kürtler arasında olduğunu pek görmüyoruz. Gruplar arası çatışmalarda barışı inşa etmenin zor olduğu kesin. Türklerle Kürtler arasında dini birliktelik var kültürel birliktelik var. Bunun barış kültürü inşa etmede çok önemli bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Otoriter bir devlet anlayışı vardı ve bu devlet kendi istediği kimlik tanımı dışındaki her kesime şiddet baskı uyguladı. İslamcılar da Aleviler de Kürtler de Türk milliyetçileri de bundan nasibini aldı. Otoriter devlet anlayışının dönüştürülme süreci var. Bu açıdan toplumsal nefretin derinleşmemiş olması Türkiye için olumlu. Barış için gereken yapısal hukuki standartların belli bir çerçevesi var. Ne gibi yasalar olması gerektiği belli. Bunun müzakereler ile ikame edileceğini düşünüyorum. Barış imkanı var derken Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın çok sıkıntılı olduğunu, Kürt meselesinin sadece Türkiye’nin değil İran Irak ve Suriye’nin de olduğunu düşünmemiz gerek. Asıl büyük risk bu. Avantajımız toplumlarımız birbirinin toplumunu tanıyor olması. Tarih boyunca kan davası yok. En büyük risk ise meselenin bölgesel sorun olması.

Bora Bayraktar, İstanbul.

Every story can be told in many ways: see the perspectives from Euronews journalists in our other language teams.

Next Article

world news

Murdered London soldier is named as community tensions rise